Sezonun kuşkusuz en büyük hayal kırıklığı Lakers’a yeni koçu Mike D’Antoni de henüz ilham veremedi. Şu an Batı Konferansı’nda sadece yıldızsız New Orleans, müzmin vasat Sacramento ve kanadı kırık Phoenix’ten iyi olan şöhretler topluluğu bu sezon daha çok terleyecek gibi.
Los Angeles Lakers’ın, bu yazı kaleme alınırken derecesi 12-14’idi. Tabii ki sezon sonuna kadar işler bu şekilde gitmeyecek fakat vaziyetin vehamet kesbetmesini anlatması açısından son 20 yılda sadece iki sezonda[1993-1994 ve 2004-2005] buna timsal istatistiklerde seyrettiklerini söylemeden geçemeyeceğim.
Sezon başındaki forsun lige henüz nüfuz edememesinin en büyük nedeni sakatlıklar olarak gösteriliyor. Fakat benim ilk teşhisim defansif zaaflar üzerine.
An itibariyle kendileri defansif verimlilikte lig 16.’sı… Rakibi tuttuğu yüzdede lig 17.’si… Maç başına en az[!] sayı yiyen 20. takım… 38 ile rakibin maç başına en fazla isabet bulduğu 3. takım… şeklinde liste uzuyor.
Bu noktada koç D’Antoni’nin kariyerinde ilk defa tam anlamıyla bir savunma koçu ile çalıştığının altını çizmeliyim. Yani elimizde savunmayı beceremeyen bir takım ve savunma yaptırmayı sevmeyen bir koç var. Dolayısıyla sezon başında Lakers’tan büyük tat bekleyenler sadece su kaynattığını görebiliyor. Bu sezon ne zaman Lakers’ı izlesem aklıma “bloklar arası mesafe” klasik klişesi geliyor. Çünkü ortalamanın üzerinde bir penetreci elini kolunu sallayarak potaya gidebiliyor. Kimse birbirinin arkasını kollamıyor.
Bu durumun oluşmasında sakatlıkların rolü yadsınamaz bir gerçek. Bilhassa pota altı savunmada kariyerinin bu noktasında ligin en iyisi olan Dwight Howard’ın sakatlığına rağmen kendi inisiyatifiyle oynaması onları çok etkiliyor. O’nu çıkartınca savunma yapabilen pek bir uzun kalmıyor. Tek tedavisi dinlenmek olan tendinitisin pençesindeki Pau Gasol’ün takım triangle offence’ten vazgeçtiğinden beri üzerindeki ölü toprağı Cebeci Asri’yi kıskandırır cinsten. Nazarımda kıymeti sual olunmaz fakat en iyi yaptığı ilk beş şey içerisinde savunmayı yazamam. Geriye enerjik olmasına rağmen hücumda pek bir tehdit oluşturamaması, under-size oluşu ve sahada uyumaya meyilli tavrıyla [yetmezmiş gibi D’Antoni’yi NY’da deviren kadronun bir ferdi olmasıyla mimlenmiş] Jordan Hill kalıyor. Kendisini tanıtırken bile gerekli yorumu yaptığımı düşünüyorum. 36’lık Antawn Jamison’da hâlâ iş olduğunu düşünenlerdenim. Fakat uzun savunmaktan çok önce emekli olduğunu da söyleyebilirim. Bu
zaafından dolayı Mike Brown’un son icraatlarından biri kendisini üç numaraya çekmekti fakat bu sefer de ekranı kaplayan handikapları nedeniyle kendisi de amiri de acımazca eleştirilmişti. Yaptığı onca müthiş şeye rağmen, Nash’in dönüşüyle savunmanın direkt olarak toparlanacağını söylemek Polyanna’yı bile bıyık altından güldürür. Fakat en azından daha az top kaybı yapacaklarından yedikleri fast-break sayıları azalacaktır.
Peki, sahanın diğer tarafında işler nasıl?
Orada da aksaklıklar sürüyor fakat sakatlar dönünce toparlanacakları açık. Yukarıda da belirttiğim gibi bir süredir yararlanılamayan Steve Nash rehabilitasyon sürecini büyük ölçüde atlattı. Yedeği Steve de sakatken takım, kalbi New York’ta kalan Chris Duhon’un ellerinde can çekişiyordu. Bu durum Howard’ın kullanılırlığını da köreltmiş, pick n roll oyunlarını durma noktasına getirmişti. Bütün iş 17. sezonundaki Kobe Bryant’ın omzuna kalınca 2006 Lakers’ına benzer bir görüntü açığa çıkmıştı.
D’Antoni geldiğinde, takım sahiplerinin yıllardır istediği “Show-Time-Lakers nihayet başlıyor” şeklindeki beklentiler ise pek akıl kârı değil. Zira bu takım D’Antoni sistemine uyuyor mu pek emin değilim.
Öncelikle takımdaki uzunların sisteme uyumluluğu sorgulanabilir. Evet, neredeyse hepsinin çabuk ayakları var fakat ne kadar mobiller bu tartışmaya açık. Bir diğer problem takımdaki şutör eksikliği. Geçtiğimiz yıllarda Lakers’ın en çok eleştirildiği mevzu buydu. Esasında 3 sayı istatistiklerinde hiç de kötü durumda değiller fakat görev tanımı “3 sayı katkısı” olan personel sayısı sınırlı. 76’ers’ta kapı dışarı edilen Jodie Meeks tek isim. D’Antoni’nin gelişiyle yine masa üstüne koyulan Pau Gasol’ün takas seçeneği ise Steve Nash’in yazılı olmayan sözleşmesindeki ilk madde gereğince geçerliliğini yitirmiş durumda.
Los Angeles Lakers, seveniyle ve sevmeyeniyle ligin en önemli takımlarından biri. Şu an müthiş bir değersizleşme eğiliminde olsalar da sezon başında Bulls’un rekorunu kırması beklenen bir ekiplerden biri olduklarını unutmayalım [Metta World Peace’e göre “hâlâ” o şansları sürüyor olabilir]. Şu an kendi konferanslarında 11, lig genelinde ise 22.’liği paylaşıyor olsalar da playoff’a gireceklerine dair inancım tam. Fakat şampiyonluk sadece rüyalanında gerçekleşebilir gibi duruyor. En azından bu sezon için. Gelecek sezon için de D’Antoni ve takım ortak bir paydada mutabakata varmalı. Yoksa, hem yaşı geçkin oyuncuların emeklilik ikramiyesi gibi sakladıkları şampiyonluk umutları hem de tüm lig genelindeki takım sahiplerinin D’Antoni’ye olan inancı dramatik bir şekilde azalacaktır ki bu herkes için büyük kayıp olur.




